
|
|
İlk Aşk
Felek ne kadar kahretse kalbimize,
Zaman zaman hatirladigimiz olur,
Hangi dilber ilk aski tattirdi bize;
Bir bahtiyarla yasadigimiz olur.
Ah o yaz gecesi, o mehtap, o
havuz!
Balkonundan gul atan comert sevgili!
Askinla deli divane oldugumuz,
Sarmasiga tirmandigimizdan belli.
Belki bugun bu yasta tekrar
olunmaz,
Ilk ask gecesinin masum yeminleri,
Fakat nerde ilk opusun verdigi haz?
Saadet bilmiyorum o hazdan gayri.
Cahit Sıtkı Tarancı
Karasevda
Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.
Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür döne dolana
Ağladığım yer penceresi midir?
Bir köşeye mahzun çekilen
için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir.
Cahit Sıtkı Tarancı
Gün çekildi pencerelerden;
Aynalar baştan başa tenha.
Ses gelmez oldu bahçelerden;
Gök kubbesi döndü siyaha.
Sular kesildi çeşmelerden;
Nerden dolacak bu taş nerden,
Nergislerin açtığı yerden
Ey kuş uçurtmıyan ejderha?
Ne yardan geçilir, ne serden;
Korkuyoruum bu gecelerden.
Bel bagladığım tepelerden
Gün doğmıyabilir bir daha.
Cahit Sıtkı Tarancı
Kulak Ver Ki...
Kulak ver ki havasında
bahçemizin,
Gök maviliğinden, dal yeşilliğinden
Bir türkü söylenmede kendiliğinden;
Nasıl dinlersen öyle, sen veya hazin.
Kulak ver, dolaşan ruhumuzu tel
tel;
Dallardaki tomurcukları ürperten
Bir türkü söylenmede kendiliğinden;
Dinlenmedikçe ömrün artar, öyle güzel!
Cahit Sıtkı Tarancı
Mademki Vakit Akşam
Mademki vakit akşam,
Madem ne evim barkım,
Ne de bir tek âşinam,
Açılsın gizli sofram,
Gelsin kadehte rakım,
Dostum, neşem ve şarkım!
Mademki vakit akşam!
Cahit Sıtkı Tarancı
Memleket İsterim
Memleket isterim
Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun;
Kuslarin ciceklerin diyari olsun.
Memleket isterim
Ne basta dert ne gonulde hasret olsun;
Kardes kavgasina bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun;
Kis gunu herkesin evi barki olsun.
Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun;
Olursa bir sikayet olumden olsun.
Cahit Sıtkı Tarancı
Mezarlık
Ve şehrin şenliğine karşılık
Susar servileriyle mezarlık.
Susar ve hatırlar: - Bu kırık
Aynadaki hazin perişanlık
Sizindir, siz gafil, siz bihaber
İnsanlar bilseydiniz ne bekler
Bir gün açmak için bu çiçekler;
Ölülerin sükûnu çiçekler
Cahit Sıtkı Tarancı
Otuz Beş Yaş
Yaş otuz beş! Yolun yarısı
eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdakı cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ölüm I
Sözünde durmadı mavi gökler;
Gün kararıyor gitgide ölüm.
Akşam yeli nedameti söyler;
Nedamet yer etti bende ölüm.
Ne yapsam, gün doğmuyor
gönlümce;
Sudur akar kendi bildiğince,
Hangi pencereye koşsam gece;
Gitmiyor bu can bu tende ölüm.
Ne vefasız geçmişten hayır
var,
Ne gelecekler imdada koşar,
Çoktandır tekneyi aldı sular;
Çoktandır ümitler sende ölüm.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ölüm II
Sözünde durmadı mavi gökler;
Gün kararıyor gitgide ölüm.
Akşam yeli nedameti söyler;
Nedamet yer etti bende ölüm.
Ne yapsam, gün doğmuyor
gönlümce;
Sudur akar kendi bildiğince,
Hangi pencereye koşsam gece;
Gitmiyor bu can bu tende ölüm.
Ne vefasız geçmişten hayır
var,
Ne gelecekler imdada koşar,
Çoktandır tekneyi aldı sular;
Çoktandır ümitler sende ölüm.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ölümden Sonra
Olduk, olumden bir seyler umarak.
Bir buyuk boslukta bozuldu buyu
Nasil hatirlamasin o turkuyu,
Gok parcasi, dal demeti, kus tuyu,
Alistigimiz bir seydi yasamak.
Simdi o dunyadan hicbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Oylesine karanlik ki gecemiz,
Ha olmus ha olmamis penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.
Cahit Sıtkı Tarancı
Perişan Sofra
Öldü; ne rüzgârlar girdi
içeri,
Ne bir kuş havalandı pencereden.
Öldü; kimse görmedi melekleri;
Sorma nasıl habersiz gitti giden.
Bir uzun sefere çıktı,
diyorlar;
Gemiyi gören var mı? hani deniz?
Sen gittin, soframız oldu târumar;
Doğan günü yadırgıyor hâlimiz.
Cahit Sıtkı Tarancı
Sayıklıyan Ağaç
Güzü duymıyagörsün ağaç,
Artık her günü bir işkence;
Bir hayale dalar her gece,
Başında gök ürperen bir taç.
Göz kırparken ona yıldızlar,
Baharında sanıp kendini
Çağırır eski bülbüllerini
Agaç pırıl pırıl sayıklar.
Cahit Sıtkı Tarancı
Sanatkârın Ölümü
Gitti gelmez bahar yeli;
Şarkılar yarıda kaldı.
Bütün bahçeler kilitli;
Anahtar Tanrıda kaldı.
Geldi çattı en son ölmek.
Ne bir yemiş, ne bir çiçek;
Yanıyor güneşte petek;
Bütün bal arıda kaldı.
Cahit Sıtkı Tarancı
Serenad
Kimdir bana gülümsiyen yeşillik
balkonundan?
Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor.
Bir gülüsündür gençliğimi döndürdü yolundan;
Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor.
Güzelsin ya, ne olursan ol,
girdin hikâyeme;
Çok değil evi barkı terkedip sana uyduğum,
Ancak sen tâzelikte gül yaraşır pencereme;
Uykusuz gecelerimde kokusunu duyduğum.
Eğil bak suya, ordadır
güzelliğin, gençliğim.
Sen gel beni dinle, günlerimiz heba olmasın.
Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim;
Artık taşlarımız ayrı çeşmelerden dolmasın.
Cahit Sıtkı Tarancı
Şaşırdım Kaldım
Şaşırdım kaldım nasıl atsam
adım;
Gün kasvet gece kasvet.
Bulutlar, sisler içinde bunaldım;
Gök mavisine hasret.
Olmuyor seni düşünmemek
Tanrım,
Ummamak senden medet.
Suyun dibine vardı ayaklarım;
Suyun dibinde zulmet.
Kalmadı ümidin soluk ve cılız
Işığında bereket.
Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız
Bir at oldu nihayet,
Cahit Sıtkı Tarancı
Şubat Günü
Kim ne bilsin neydi beni uyutan?
Uyanmadığım o sabah uykudan.
Henüz yaşıyordum yeniden yeni
Bir şubat gününün güzelliğini.
Türkü kalmasın diye
söylenmedik,
Bendim o yağan kar, âsude şenlik,
Dağlara, ovalara, şehirlere;
Sevgilinin hülyalarına göre.
Cahit Sıtkı Tarancı
Yalnızlığa Dair
Can yoldaşın olmazsa olmasın
Yalnızım diye hayıflanmayasın,
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
Bir anne şefkatine musavi.
Üç adım ötede deniz
Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara
Ve kış yaz,
Dalda kuş eksik olmaz
Dağ başında duman
Yalnızlık nedir göreceksin olduğun zaman.
Cahit Sıtkı Tarancı
Gurbet rûhumda poyraz gibi esdiydi birgün,
Hazân, türküler söylüyordu; yerlerde yaprak..
Sînemde iniltili hâlâ o hicranlı dün,
Gönlüm, hafakanlarıyla dalgalanan bayrak...
Daldım eski günlerdeki derin melâlime,
Kandan bir lücceydi âdeta gördüğüm yerler.
Ürperdim; bir kere daha acıdım hâlime,
Geçince birer birer hayâlimden o günler...
Gerçi yine bir gurbet hüznü var sînelerde,
Poyraz biraz serince okşuyor çiçekleri;
Perde perde neş’enin çağladığı her yerde,
Bir gamlı melodi susturuyor böcekleri.
Ama, o hep kasvetle esip gelen hicranlar,
Artık göçedip gittiler bir başka diyara...
Asırlardan beri gerçeği saran dumanlar,
Birer birer eriyip yol verdiler bahara...
Şimdi dertli sînemin o eski huysuzluğu,
Yalnızlık gecelerimde vefâlı arkadaş..
Ve çöllerdekine denk gönlümün susuzluğu;
“Az ağrı, âsân ölüm ” ve îmân ola yoldaş..!
Gurbet rûhumda poyraz gibi esdiydi birgün,
Hazân, türküler söylüyordu; yerlerde yaprak..
Sînemde iniltili hâlâ o hicranlı dün,
Gönlüm, hafakanlarıyla dalgalanan bayrak...
Daldım eski günlerdeki derin melâlime,
Kandan bir lücceydi âdeta gördüğüm yerler.
Ürperdim; bir kere daha acıdım hâlime,
Geçince birer birer hayâlimden o günler...
Gerçi yine bir gurbet hüznü var sînelerde,
Poyraz biraz serince okşuyor çiçekleri;
Perde perde neş’enin çağladığı her yerde,
Bir gamlı melodi susturuyor böcekleri.
Ama, o hep kasvetle esip gelen hicranlar,
Artık göçedip gittiler bir başka diyara...
Asırlardan beri gerçeği saran dumanlar,
Birer birer eriyip yol verdiler bahara...
Şimdi dertli sînemin o eski huysuzluğu,
Yalnızlık gecelerimde vefâlı arkadaş..
Ve çöllerdekine denk gönlümün susuzluğu;
“Az ağrı, âsân ölüm ” ve îmân ola yoldaş..!